1. tunahanemre:

    Sınır öncesini şurada anlatmıştım: http://tunahanemre.tumblr.com/post/60347810849/cyclingtothewall-s-n-r-oncesi

    Sınırı geçtikten sonra neler yaşadığımı anlatacağım şimdi;

    Araf’tan çıkıp Bulgar kapısına geldim ve pasaportumu gösterdim. Önce bir süzdüler, bisiklete baktılar sonra ise hiç…

     

  2. tunahanemre:

    Şimdi bu olay nasıl ortaya çıktı diye merak edenler oldu, o yüzden önce fikren ortaya çıkışını anlatmak istiyorum;

    image

    Son iki yıldır, hemen hemen her yere bisikletle gittim. Bosna & Hersek ve Hırvatistan içinde tek başıma 750 km’lik bir tur yaparak başladı ilk bisiklet maceram. Ardından…

     

  3. Bisikletli Filmler - 2

    Dün Bisikletli Filmler yazı serimin ilkini yazmıştım. Bu da ikincisi, bisiklet tutkunu biri olarak derlediğim filmleri kendime saklamak istemedim. Afiyetler.

    7. Fish Without a Bicycle (2003) - http://www.imdb.com/title/tt0366517

    image

    8. Les Triplettes de Belleville (2003) - http://www.imdb.com/title/tt0286244

    image

    9. Overcoming | Belgesel (2005) - http://www.imdb.com/title/tt0465556/

    image

    10. The Flaying Scotsman (2006) - http://www.imdb.com/title/tt0472268/

    image

    11. The Kid With a Bike (2011) - http://www.imdb.com/title/tt1827512

    image

    12. Alceste à Bicyclette (2013) - http://www.imdb.com/title/tt2207050

    image

     

  4. Bisikletli Filmler - 1

    1. Ladri Di Biciclette (1948) - http://www.imdb.com/title/tt0040522

    image

    2. E.T. the Extra-Terrestrial (1982) - http://www.imdb.com/title/tt0083866

    image

    3. American Flyers (1985) - http://www.imdb.com/title/tt0088707/

    image

    4. Bicycleran (1987) - http://www.imdb.com/title/tt0092651

    image

    5. La Bicyclette Bleue (2000) - http://www.imdb.com/title/tt0233338

    image

    6. Beijing Bicycle (2001) - http://www.imdb.com/title/tt0276501

    image

     
  5.  

  6. Dağ Bisikleti Lastiği ve İstanbul

    Bisiklet alacak olan birkaç arkadaşıma dağ lastiği kullanmasını tavsiye ettim. Çünkü; İstanbul’daki yollarda bolca küçük çukur var, özellikle yolun en sağ tarafında, yani bisikleti sürdüğüm kısımda. Yine yolun sağ kısmında bolca yağmur suyu ızgarası var ve ince tekerlerden daha geniş ızgaraların aralıkları. 

    Ayrıca ıslak zeminde ince tekerin yol tutuşundan bahsetmek imkansız. Sürtünme yüzeyi zaten aaz olduğu için, ıslak zemin varolan sürtünmeyi de azaltıyor ve yol tutuşu sıfıra yakın bir hal alıyor. İstanbul’da bisiklet sürecekseniz, kalın lastik yani dağ bisikleti lastiği kullanın.

     

  7. Bosna-Hersek & Hırvatistan | 2. Gün

    Ertesi gün erkenden uyanıp yola koyuldum. İlk durağım Opuzen olacaktı. Opuzen’e kadar eğimsiz bir yol üzerinde hızlıca yol aldım ancak Opuzen’den sonra dağlık alan başladı. Bosna sınırına kadar 6 KM’lik bir tırmanış dışında beni zorlayan bir yol olmadı. Nitekim o 6 KM’nin sonunda, muhteşem Adriyatik ayaklarımın altındaydı. 

    image

    Bu manzaraya karşı durup müzik dinlemek, tarifi zor bir deneyimdi benim için. 

    Dinlendikten sonra tekrar yola koyuldum ve sınıra kadar çok rahat gittim, çünkü tırmandığım dağı %5 ile %10 arası bir eğime sahip yol aracılığıyla iniyordum. Bir ara 60 KM/Sa hıza çıktığımı hatırlıyorum. 

    Neum çok ilginç ve garip bir şehir. Şöyle ki savaştan sonra Bosna’nın da kıyısı olsun diye 10 KM’lik bir yer vermişler, bu uygulama Hırvatistan’ın toprak bütünlüğünü bozup iki ayrı kara parçası olmasına sebep olmuş. Yani ben Mostar’dan Dubrovnik’e giderken; önce Hırvatistan’a giriyorum, sonra Neum’a yani Bosna’ya, sonra tekrardan Hırvatistan’a giriş yapıyorum. İlginç bir deneyim olduğunu söyleyebilirim. Neum gelişmemiş ev oldukça küçük bir şehir. Foça’yı andırmıştı bana, şehir demek ne kadar doğru onu da bilemiyorum. Kıyı tamamen otellerle dolu, yol üst taraftan gidiyor. Neum’da durup bir bira molası verdim. Sonrası için gideceğim yerleri ve yolları yeniden planladım. Çünkü tahmin ettiğim kadar hızlı yol alamadım. 

    Neum’u terk etmem 15 dakika sürdü, Hırvatistan’a geçiş yaptıktan sonra 50 km kadar bir mesafe içinde hiçbir yerleşim yeriyle karşılaşmadım. Orman, yol ve Adriyatik vardı sadece. En çok ilgimi çeken nokta ise tam sınır hizasında değişen asfaltın rengiydi. 

    image

    Açıkçası insanların olmadığı, sağımda Adriyatik ve solumda ormanın olduğu o yollarda durup müzik dinlemek, anın tadını çıkarmak, kendimle baş başa kalmak çok muhteşemdi ve akıl almaz bir deneyim oldu. Algılar rahatlıyor ve çok huzurlu bir ruh hali baş gösteriyor öyle bir durumda. Sonra hep orada kalmak ve yaşamınızı orada sürdürmek istiyorsunuz. :)

    image

    Arada verdiğim küçük molalarla birlikte epey yol aldım. Yol üzerinde bir ara benzincide durup su aldım, suyu içmek için kaldırıma oturdum ve çantamı yaslanabileceğim bir dayanak olarak kullandım. O sıra farketmeden uyuyakalmışım ve bir saate yakın bir süre uyumuşum. Benzincide çalışan çocuk uyandırmasa baya bi uyurdum sanırım :) Ardından benzincide konuştuğum bir adamın tavsiyesine uymaya ve bahsettiği kasabadaki restoranda yemek yemeye karar verdim. Slano’ya, dolayısıyla muhteşem yemeğe 15 KM vardı, tabi o anda yiyeceğim o yemeğin muhteşem olduğunu bilmiyordum.

    Slano’ya vardıktan sonra önce kasaba içinde bir tur atıp çevreyi gözetledim. Küçük, hoş ve sıcakkanlı insanların olduğu bir yerdi. Sonra bana tavsiye edilen restoranı buldum ve bir pizza sipariş ettim. Siparişim geldiğinde şaşkınlıklar içerisindeydim; çünkü gelen pizza 5 euro civarında bir fiyata sahipti ve Dominos’un en büyük boy pizzasından daha büyüktü. İlk dilimi bitirdiğimde ise daha şaşkındım, çünkü PİZZA DEĞİL BİZİM YEDİKLERİMİZ. Eğer benim orada yediğim pizzaysa biz pizza diye ne yiyoruz bilmiyorum. Çok efsane, çok güzel bir tada sahip. Özel sosu ve özel peyniri varmış öğrendiğim kadarıyla. Üf! 

    Muhteşem pizzadan sonra tekrar yola koyuldum ve Dubrovnik’e 10 KM kala bir kasabada durdum, geceyi de o kasabada geçirmeye karar verdim. Bu sebeple 10 Euro’ya muhteşem bir oda buldum, hem de denize sıfır bir motelde! Ertesi gün de biraz keyif yapıp Dubrovnik’e geçtim. :) Seksi bacak pozunu da ihmal etmedim. 

    image


    3. Gün yazısında görüşmek üzere! 

     
  8. Mostar / Bosnia & Herzegovina

     

  9. Bosna-Hersek & Hırvatistan | 1. Gün

    Uçağım Saraybosna’ya indikten sonra büyük bir heyecanla bisikletime kavuşmayı bekliyordum. Sağ, salim elime ulaşacak mıydı emin değildim çünkü. Neyse ki sorunsuz bir şekilde teslim aldım ve hemen kurmaya başladım. O sırada Avusturya’lı Tim ile tanıştım. Bana bolca şans diledi bisiklet turumda.

    image

    Ardından bizim grubun uçağı alana indi ve onları beklemeye koyuldum. Hazırlıklar tamamlandıktan sonra Mostar’a geçtik. Bu kısımda her detaya girmeyeceğim. Festivalin organizatörü Orhan’ı biraz anlatmak istiyorum.  Çok sıcakkanlı ve yardımseverdi. Bizi rahat ettirmek için elinden geleni yaptı. Nitekim festivalin ikinci günü bitene kadar çok güzel ağırlandım. Kendisine çok teşekkür ederim buradan da. 

    Neyse, 3. günün akşamı bizimkiler festivale gitti. Ben de yollara düştüm. Akşam üzeri çıktığım için o günlük hedefim sınırı geçmekti. Metkovic, sınırı geçtikten sonraki ilk Hırvat kasabası idi. Metkovic’e kadar dümdüz bir yol boyunca ilerledim. Ancak bir takım olumsuz durumlar olmadı değil. :) Öncelikle farımı kontrol etmemem büyük hataydı ama sırt çantama taktığım fosforlu yelek oldukça mantıklı bir hamle oldu benim için. Yolda bir benzinlikten girip fener ve bant alarak far sorunumu da çözdükten sonra, Neretva Nehri’nin sesi ve eski Yugoslav Tünelleri’yle birlikte bir 25 km kadar yol aldım. Kapkaranlık yollar, eski tüneller, yanda akan nehir ve iPod’da çalmaya başlayan Silent Hill soundtrackleri… Far sorunumu çözene kadar beni biraz germiş olabilir. :)

    Yol kenarında bulunan meyve tezgahlarının birinin önünde durdum. Irma, Irna, Fadıl ve Tarık’la da orada tanıştım. Çok yardımcı oldular ve keyifli bir sohbetimiz oldu. Merak ettikleri şeyleri cevaplamaya çalıştım, nitekim onlar da benim sorularımı bildikleri kadarıyla cevapladılar. Yanımda götürdüğüm günlüğüme bir de yazı yazdılar. :)

    image

    Biraz dinlenmeden sonra tekrar yola koyuldum, bu sefer durmadan sınırı geçmekti hedefim. Yolun ıssızlığı ve karanlığı, üstelik bir de ilk günüm olması sebebiyle beni biraz tedirgin etti ama tutku ve heyecanım ile motivasyonumu yüksek tutabilmeyi başardım. Sınırdan geçtikten sonra sağ tarafa park etmiş bir karavanın orada sigara içmek için durdum. Hollandalı bir grup seyahat ediyordu ve sınır polisleri onların üzerinde ‘bir şeyler’ olduğuna inandığı için didik didik arıyorlardı. Sonra bana da agresif bir şekilde burada duramazsın deyince, ben de sürmeye devam ettim. Yaklaşık bir 10 dk’lık sürüşün ardından Metkovic’e vardım.

    image

    Metkovic oldukça küçük ama çok tatlı bir kasaba. Barların yer aldığı sokağı bulmam çok fazla sürmedi. Orada bir bara oturdum ve saat 12’ye kadar Hırvat’ların en meşhur birasını içtim. 

    image

    O gece için nerede kalacağıma karar vermemiştim. Hostelde kalmak istemiyordum, nitekim hava kamp için uygundu. Ama tüm barların 12’de kapandığını ve barların dışarıdaki koltukları içeriye almadığını farkedince kafamda bir ampul yandı. :) Uzanacağım koltuğun altının boş olması da çantam için güvenli bir yer oluşturuyordu. Gece 2 olduğunda ben hala uyumamıştım, uykum gelmemişti. Kulağımda Pink Floyd tınlarken, içinde bulunduğum macerayı hala idrak edememiştim. Benim için bir hayal gerçek oluyordu ve bir hayalin gerçekleşmesini hazmetmek o kadar kolay olmasa gerek.

    Kafamda bunlar varken bira içmek istiyordum ama açık bir yer bulmak imkansız gibiydi. Şansıma yoldan 4 tane kızdan oluşan bir grup geçiyordu. Nereden bira alabileceğimi sordum, alabileceğim bir yerin olmadığını söylediler. Sonra kendi biralarını ikram ettiler. Gece 4’e kadar oturup konuştuk, fotoğraf çekindik. Sonra evlerine davet ettiler. :) Reddedemeyeceğim bir teklifi haliyle kabul ettim ben de.

    image 

    2. günün yazısında görüşmek üzere! 

     

  10. Bosna-Hersek & Hırvatistan | Hazırlıklar

    Öncelikle bisiklet turumun çıkış noktasını anlatmak istiyorum: Bilenler bilmeyenlere anlatsın misali, 1,5 yıla yakın bir süredir Sahte Rakı the Blues Band’in fotoğrafçılığını yapıyorum. Sahte Rakı, Bosna’nın Mostar şehrinde düzenlenen Mostar Blues Festivali’ne davet edilince bana da Bosna yolları göründü. Ancak 2 gün kalıp geri dönmek niyetinde değildim. Bu düşünce ben de bir ışık yaktı ve korkusuyla, heyecanıyla, tutkusuyla bir fikir belirdi aklımda: 10 günlük bir bisiklet turu! 

    Düşünmesi, hayal etmesi bile güzeldi. Haliyle hemen olabilirliğini araştırmaya ve nasıl yapacağıma dair planlar yapmaya başladım.  Saraybosna’ya herhalükarda uçakla gidecektim, o yüzden kafamda “orada mı kiralamalıyım yoksa kendi bisikletimi mi götürmeliyim?” şeklinde bir soru vardı. Hesap, kitap yaptıktan sonra kendi bisikletimi götürmek mantıklı geldi ve geriye ihtiyacım olacak malzemeleri toparlamak kaldı.

    malzemelistesi

    Fotoğrafta yer alan malzemelerin listesi:

    Bisiklet için;

    1-Pompa
    2-Cımbız
    3-İç Lastik
    4-Alyan ve Tornavida Takımı
    5-Lastik Levyesi
    6-KM Cihazı
    7-Bisiklet Gözlüğü
    8-Kask
    9-Ön ve Arka Far
    10-Bisiklet Eldiveni
    11-Yedek Fren Pabuçları
    12-Yedek Fren Teli

    Kişisel;

    1-Pasaport
    2-Döviz (Euro ya da Dolar ile çıkmak mantıklı)
    3-Tütün ve Sigara Kağıdı
    4-Okul kartı vb. kimlik kartları
    5-Yara Bandı, Parabant, Yapıştırıcı
    6-Ağrı Kesici
    7-Şarj Aletleri
    8-Fotoğraf Makinesi (Canon EOS 7D=
    9-Lensler (Sigma 70-300mm - f:4-5.6, Canon 50mm f:1.8, Canon 18-55mm f:3.5-5.6)
    10-USB kabloları
    11-Harici Disk
    12-Kulaklık ve iPod
    13-Yurtdışında kullanıma açık SIM kartlı bir telefon
    14-Cep Defteri ve Kalemler
    15-Diş Fırçası
    16-(Varsa) Kartvizit
    17-Şapka ve Bandana
    18-5cl Jagermeister (Hayat kurtarıyor)
    19-Edgar Allen Poe öyküleri
    20-Visa ya da MasterCard logolu bir banka kartı. (Bu çok hayati, hem de çok)
    21-Tişörtler ve şortlar. Bir tane de uzun kollu almakta fayda var.
    22-Uyku Tulumu

    Efenim bunları toparladıktan sonra sabırsızlıkla uçuşumu beklemeye başladım. Ancak işler her zaman tıkırında gitmiyor. THY’yi bisikletimi götürmek hususunda ilk aradığımda ‘spor ekipmanları’ kapsamında ücretsiz götürecekleri cevabını aldım. Tabi ben de bu bilgiye göre hazırlanıp uçuşumun olduğu gece Taksim’deki arkadaşımın evinden havaalanına doğru bisikletimle yola çıktım. Vardığımda Check-In işlemini halletmek istedim ancak bisikletimi 30 Euro karşılığında götürecekleri cevabıyla karşılaştım. Ufak bir tartışmadan sonra verdim 30 Euro’yu, (Bir sıkıntı daha var da hiç gerek yok anlatmaya, o yeşil jelatinimsi zımbırtıyı koyanları dövücem ama)

    Bagaj teslimimi yaptıktan sonra usulca uçuş saatini üst katta yer alan sigara içilebilen bir alanda beklemeye başladım. Orada Japonya’da yaşayan İngiliz bir arkadaş edindim kendime. Çok da güzel muhabbet ettik derken bizim grup geldi. Ardından da uçuş saati geldi, çattı. (Kapıyı yakın sanıp geniş geniş takılmamın cezasını ayaklarım ve ciğerlerim çok feci çekti. Neyse ki 1 dk kala yetiştim.)

    Uçak, bildiğiniz uçak. Saraybosna’ya gitmesi dışında bir fark yok. Ama Saraybosna… İşte o çok farklı. Sonraki yazıda ilk günü anlatacağım.

    Kıps. Pedalınıza zeval gelmesin. Sevgiler.